DOLAR

44,9322$% 0.01

EURO

52,6844€% 0.19

STERLİN

60,8377£% 0.25

GRAM ALTIN

6.817,71%-0,39

ONS

4.708,79%-0,63

BİST100

14.335,49%-0,28

Sabah Vakti a 02:00
İstanbul PARÇALI BULUTLU 10°
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyonkarahisar
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkâri
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • istanbul
  • izmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • Kahramanmaraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
a

İZMİR’İN EN KARA GÜNÜ

ad826x90

15 MAYIS 1919 SAAT 06.30 (MUTLU TUNCER’İN “OSMANLI’NIN SON HİKAYESİ KİTABINDAN ALINTI)

İzmir’de serin bir Mayıs sabahı yaşanıyordu. Gökyüzü bulutsuz, hafif esen rüzgar insanı ufaktan üşütüyordu. Normal bir ilkbahar sabahıydı ama; belki de şehrin görüp görebileceği en garip günlerden biri olacaktı bu…

Güneş uykusuz bir gecenin üzerine doğmuştu, yavaş yavaş… Ne çoğunluğu yukarı mahallede oturan Türkler, ne Punto’da (Alsancak) Buca’da, Bornova’da oturan Museviler, Rumlar, Ermeniler, Levantenler, hiç kimse gece boyunca gözlerini kırpmamışlardı.

Bu günkü Bahribaba Parkı’ndan aşağıya, Konak’a doğru  binlerce insan geliyordu.  Yüzleri asık, yüreklerinde acı vardı. Ve birbirleriyle mırıldanmalarından doğan koca bir uğultu onları takip ediyordu.

Diğer yandan Kordon, Rumlar, Museviler, Ermeniler tarafından İngiliz, Fransız ve çoğunlukla da Yunan Bayrakları ile donatılmıştı. Bir çok lisanda bağrışıyorlardı. “Geliyorlar” 

Rumlar ellerinde Yunan Bayrakları sallıyorlar “Zito Venizelos”  (Yaşasın Venizelos) diye adeta yırtınıyorlardı.

Bahribaba Parkı’ndan gelen Türler ise Konak Meydanı’nı doldurmuşlardı. Onlar da haykırıyorlardı:

“Ya istiklal ya ölüm”

SAAT 07.30

Kordon’u doldurmuş binlerce insanın coşkusu artmıştı. 30 parça Yunan Gemisi, uzaklardan git gide İzmir’e yaklaşıyorlardı. Gemilerin yanaşabilmesi için bir dolu mavna taşınıp, Pasaport’a gece boyunca konuşlandırılmış, sıkıca birbirine bağlanmışlardı.  

Bazı binalarda İzmir’i Yunanistan’a peşken çeken siyasi liderlerin resimleri asılmıştı. Ancak Megali İdea’nın fikir babası Yunan Başbakanı Venizelos’un resmi en büyük olanıydı. 10 Metreye 5 metrelik resim, yedi ressam tarafından 7 günde yapılmış ve 15 Mayıs sabahı, gemilerin yanaşacağı Pasaport’a asılmıştı.   Resmin en altında kocaman harflerle şu slogan yazılıydı:

“Bugün İzmir, yarın Konstantinapol”

Gemilerin bir kısmı, kıyıdan 35-40 metre uzağa demirlediler. Bir kısmı Kordon’un kalbi sayılan Kramer Palas önün9de hazırlanan mavnalara yanaştılar.  İnanılmaz bir coşku vardı.  Bando, Yunan marşları çalıyor, sahilde toplananlar sevinç çığlıkları atıyorlardı.

Ablak suratlı, kara sakallı Hristomas (Rum Din Adamı)

Yapacağı ayin için, gemiden askerlerin inmesini sabırsızlıkla bekliyordu. Nihayet askerler inmeye başladıklarında koşup ilk  subayın elini sıktı ve onu takdis ederek “Öldürün! Türkleri öldürün, tek Türk bırakmayın”  diye bağırdı.

İnsanlar çığlık çığlığa bağırıyordu. Bu bağrışmalara saat 09.00’u gösterdiğinde Aya Fotini Kilisesi’nin çanları ve Rumlar’ın Punto’daki fabrikalarının düdükleri de eklendi.  Ortalık kıyamet günü gibiydi. Mayıs sabahında havada ölüm kokusu vardı.

SAAT 09.15

İngiltere’nin İzmir Konsolosu Morgan, iki subay ve bir bölük asker eşliğinde Vali Kambur İzzet Paşa’nın makamına geldi ve ona Amiral Calthorpe’un imzasını taşıyan bir nota verdi.  Nota, öyle uzun uzadıya ayrıntı içermiyordu:

Mondros Antlaşması’nın 7. Maddesi gereğince, Foça, Urla, Karaburun ve Yenikale istihdamlarının Fransız, İngiliz ve Yunan birliklerince öğle saatlerinde işgal edileceğini, bildiririz. Kuvvetlerin görevi sırasında hiçbir taşkınlığa mahal verilmemesi konusunda gerekli tedbirleri alınız”

Aynı nota, 17. Kolordu Komutanı Ali Nadir Paşa’ya da bir-birbuçuk saat sonra bir İngiliz Yarbay tarafından iletilmişti.

SAAT 14.30

Ali Nadir Paşa, aldığı notayı şifreyle İstanbul’a iletmiş, aynı zamanda kara birliklerinin işgal için harekete geçtiğini anlatmıştı. Beklediği cevap bir saat içinde geldi. Harbiye Nazırı Şakir Paşa  imzasını taşıyan telgrafta şöyle deniyordu:

Bab-ı Ali’nin işgal konusunda hiçbir bilgisi yoktur. Ancak, Zat-ı Şahanelerinin antlaşma şartlarına uyulması hususunda emirleri vardır.  Antlaşma şartlarına ehemmiyetle ve itirazsız uyunuz. Taşkınlıklara, karşı gelmelere müsamaha etmeyiniz. Halk arasındaki söylentilere kulak asmayınız. Gereken emirleri gereken yerlere ivedilikle veriniz”

Ali Nadir Paşa, bu telgrafı süsleyip püsleyip bağlı birlikte göndermişti… Emrin son hali şöyleydi:

İtilaf Devletle tarafından mütarekenin 7. Maddesi gereği, İzmir ve civarındaki istihkamlar işgal edilecektir.

İşgal bu gün öğleden sonra 16.00 sularında başlayacak, İtilaf Devletleri istihkamlara müfreze ile el koyacaktır. Bu müfrezelerin komutanlarına, toplar, kamalar, tüfekler ve bilumum mühimmat teslim edilecek, istihkamlarda bulunan komutanlar, subaylar ve erler bir arada bulunarak Kolordu’dan verilecek emri bekleyeceklerdir.

İstihkamları teslim almaya gelenlere karşı katiyen karşı konulmaması ve kendilerine gereken kolaylıkların sağlanması Zat-ı Şahanelerinin emirleridir.

Vali Kambur İzzet Paşa’ya, İngilizlerin verdiği nota sabah saatlerinde tebliğ edilmiş ve İzzet Paşa soluğu İngiliz Amiral Gemisi’nde almıştı. Amiral Calthorpe ile görüşme isteğinde bulunmuş ve kabul edilmişti. İzzet Paşa, Amiral’e “Efendim ben yanlış anlamadım değil mi, Yunanlı İzmir’e mi çıkacak?” diye sormuştu.

Amiral’in cevabı kısa ve netti:

“Evet… Doğru anlamışsınız” 

İzzet Paşa Amiral’e endişe duyduğunu şu cümlelerle anlatmak istedi:

“Efendim, ancak bu halk tarafından kabul edilmeyecek gibi görünüyor. Daha şimdiden protestolar başladı ve” sözü Amiral tarafından kesildi:

“Siz bütün gücünüzü, herhangi bir tatsız olayın çıkmaması için ortaya koyunuz. Bunu yapmanızı ısrarla tavsiye  ederim. Aksi taktirde hiç birimizin istemediği olaylar tezahür edebilir. Bu konuda kesinlikle kararlı olunuz. Yunan donanmasının engellenmesi gibi bir durum kesinlikle mümkün değildir.

Vali İzzet Paşa’nın süngüsü düşüvermişti… Birkaç saniye düşündü ve şöyle bir cevap verdi:

-Aman efendim ne demek? Benim burada bulunmamın sebebi hazırlıkların ikmali bakımından ne yapabileceğimi sormaktı. Zat-ı Şahaneleri’nin de emirleri bu yöndedir. Asayişin sağlanması bakımından elbette gerekli tedbirler alınacaktır. Ama bu konuda sizlerin yardımı gerekmektedir.

Amiral sert bir tavırla söylediği şu sözlerle konuşmayı sonlandırmıştı:

-Karadaki kuvvetlerimize gereken emirler verilecektir. Onlarla irtibatlaşınız!

Vali Yunan Kuvvetlerini karşılamak için gerekli hazırlıkları yapadursun, şehir çalkalanıyor, yer yer gösteriler oluyor “Yunan buraya giremez” grup grup insanlar caddeleri dolduruyordu. Osmanlı kuvvetleri ise, gösteri yapanlara engel olmak adına canhıraş bir şekilde çaba sarf ediyorlardı. Yer yer karaya çıkan İngiliz Kuvvetleri de onlara katkı veriyorlardı.

Ve gece saatler 22.00’ye dayandığında Amiral ikinci notası Vali’ye ve tüm askeri birliklere ulaşıyordu. Calthorpe artık detay vermekten kaçınmıyordu ve şöyle diyordu:

“Yarın saat 07.00’den itibaren Mondros Antlaşması’nın 7. Maddesi gereğince, İtilaf Kuvvetleri adına Yunan Askerleri İzmir’i işgal edeceklerdir. Durum Sultan’a ve Hükümete bildirilmiştir. Bu işgal sırasında Osmanlı birliklerinin müdahalede bulunmaması, asayişin temini konusunda itilaf Devleti kuvvetlerine yardımcı olmaları gerekmektedir. Telgraf haberleşmeleri yarın, 15 Mayıs 1919 saat 07.00’den itibaren İtilaf Devletleri denetimine geçecek, telgrafhaneler sadece resmi yazışmalar için, sansürden geçirilerek kullanılabilecektir. Herhangi bir taşkınlık vuku bulduğunda İtilaf Devletleri birliklerinin sert müdahale yapmaktan kaçınmayacaklardır.

Vali İzzet Paşa bu notayı, saraya şifreli olarak telgraf ile göndermiş ancak, hiçbir cevap alamamıştı. Anlaşılan Vahdettin Hükümeti artık cevap yazmaktan da boş vermiş, olanları ve olacakları karşıdan seyretmeyi seçmişti. O sıralarda Padişah, Damat Ferit ile birlikte durum değerlendirmesi yapmaktaydılar. Vahdettin Sadrazamına şöyle diyordu:

-İmladığımız antlaşma gereği bunları yapacaklar. Haklarıdır. Eğer biz buna izin vermez isek, Osmanlı diye bir şey bırakmayacaklar. Hiç değilse şimdi bir karış toprakta da olsak, hanedanlığımızı sürdürebileceğiz. İzmir’in işgaline karşı çıkmamamız, hepimizin hayrınadır. Dua edelim ki; herşey yolunda gitsin!

…………………

YUNAN İZMİR’İ NASIL İŞGAL EDEBİLDİ?

Yunanlılar’ın İzmir’e çıkmasına 18 Ocak 1919 yılında Paris’te karar verilmişti. İtalya bu fikrin karşısındaydı.  Ancak ABD, İngiltere ve Fransa’nın desteği, Yunanlı’nın İzmir’e çıkması yolundaydı… Ve; karar da zaten bu yönde alınmıştı…

Birinci Dünya Savaşı devam ederken, boğazlar gizli anlaşmalarla Rusya’ya verilmişti. İngiltere yine gizli anlaşmalarla Ege ve Akdeniz Bölgelerini İtalya’ya vermekte sakınca görmemişti.  Amaçları ise Marmara’ya kadar inmiş Ruslar’ın, daha aşağılara gelmesini engellemekti. Onu durduracak güç, İtalya’ydı.  Ancak Ruslar’ın savaştan çekilmesi, boğazlara İngiltere’nin yerleşmesine neden oldu ve İngiltere artık İtalya’yı etrafında istemiyordu. Öteden beri Ege’de hak iddia eden Yunanlılar’ı kışkırtıyor, bu kışkırtmalardan doğan büyük bir iştah durdurulamaz hale gelmişti. İngiliz Devleti, Yunanistan’dan Paris Barış Konferansı’na  elle tutulur iddialarla gelmesini istemişlerdi. Ve “Ortaya koyacağın iddiaları biz destekleyeceğiz” diye sözler vermişlerdi. Dedikleri gibi de yaptılar. Yunanlı gerçek dışı öyle iddialar hazırlamıştı ki; Paris Konferansında hiç kimse Yunanlı’nın Ege’ye çıkmasında bir mahzur görmedi. Hatta bunun bir an önce yapılması konusunda hemfikir oldular.

Peki Yunanlılar’ın Paris Konferansı’nda iddia ettikleri düzmece iddialar neydi?

Bu iddiaların başında Ege Halkı’nın yüzde 60’ının Hristiyan yüzde 40’ının da Müslüman olduğuydu. Buna rağmen Hristiyanlar müslümanlar tarafından büyük zulümler görüyor, çile dolu günler geçiriyorlardı. Evleri basılıyor, masum insanlar öldürülüyor, dövülüyordu… O kadar abartmışlardı ki; ölenlerin sayısı bile belli değildi. En çok çileyi de Rumlar çekiyorlardı. Evleri basılıyor, yağmalanıyor, yakılıyor, aç ve sefalet içinde hayatta kalmaya çalışıyorlardı. Acilen bir devletin bölgeye çıkıp asayişi temin etmesi gerekiyordu.

Bu iddialar o kadar çabık kabul görmüştü ki; Yunanlılar bile bu işe şaşırıp kalmışlardı. Oysa İzmir’de yaşananlar konusunda hiçbir fikirleri yoktu. Rumlar, Ermeniler, Levantenler, Museviler, hayatlarını dostluk içinde sürdürüylorlardı. Özellikle Rumlarla  iç içe yaşayan Türkler, onlarla evlilikler kurup, akrabalık ilişkileri bile geliştirmişlerdi.

Ancak Yunanlılar’ın İzmir’e çıkacağı duyulmaya başladığı anda bu dostluk bozulmuştu. Özellikle Rumlar “Evet biz burada ikinci sınıf vatandaştık, şimdi Türkler ikinci sınıf olacak” deyip duruyorlardı ve bu söylem yayıldıkça yayılıyordu.

Yunanlılar için “Bizimkiler” diyen Rumlar yakında “İzmir’e asker çıkartacaklarmış, kurtuluş yakındır”  diyerek birbirlerini tahrik ediyorlardı.

VATANINI SEVEN GELSİN

14 Mayıs gecesine gelindiğinde, Yunanlılar’ın yolda olduğu haberleri iyice yayılmıştı. “Yarın gemilerimiz İzmir’de” söylemleri Türkleri inanılmaz derece rahatsız etmişti. Bir gurup genç, toplanıp İzmir Valiliği önüne yürümüşler, Valiye nota vermek üzere gelen İngiliz Subayları’nı çıkışta protesto etmişlerdi.

Geç saatlerde artık Yunanlılar’ın geliyor olduğu kesinlik kazanmıştı. Protestocu gençler, daha sonra bir okulda toplanıp direniş cemiyeti kurmuşlardı. Kuruculardan Köprülü Kazım, “Silah olarak kullanabileceğimiz ne varsa alıp, dağlara çıkalım ve savaşalım” demiş, arkadaşları ile iç bölgelere çekilmişti. Bu arada İzmir Müdafa-i Hukuk Cemiyeti bir bildiri yayınlamış, İzmir Halkı’nı işgale karşı Milli birlik ve beraberliğe çağırmıştı.

Duyurunun işaret ettiği toplantı yeri Bahribaba Parkı idi. Çok sayıda İzmirli oraya koşturuyordu. Gece yarısı 40 bine yakın direnişçi toplanmıştı.

…………

15 Mayıs sabahı yürekleri dağlayan görüntüler ortaya seriliyordu. İşte Yunan gemileri gelmiş, bir kısmı açıkta demirlemiş, bir kısmı da karaya asker çıkartmak için Pasapor’ta bir gün önce hazırlanmış mavnalara yanaşmışlardı. Yunan Ordusu’na mensup 12 bin asker alkışlarla karaya çıkmıştı. Yunan birliklerinin içlerinde her biri 200 kişiden oluşan İngiliz, Fransız ve Amerikan askerleri de vardı.

VALİ ZORLA KARŞILAMAYA GETİRİLİYOR

Karşılama sırasında papaz Hiristostomas, çılgınlar gibi, Rumları ve Ermenileri kışkırtıyor, “Tek Türk kalmamalı” diye bağırıyordu. Bir içler acısı durum daha yaşanmaktaydı… Vali İzzet Paşa ve memurları Kordonboyu’na getirilmiş, ellerine küçük birer Yunan bayrağı verilmiş, “Zito Venizelos” diye bağırmaya zorlanmışlar ve bağırmışlardı.

Ama İzzet Paşa ve memurları gibi düşünmeyenler Kramer Palas Oteli’nin birkaç yüz metre ötesinde toplanıyorlardı. Bir kısmı da Hükümet Konağı’nın etrafını sarmışlardı. Bir Yunan alayı, bayraklarla, yanlarında onlara alkış tutan Rus ve Ermenilerin alkışları ile Pasaport’an Konak’a yürümüşler, Hükümet Konağı’nın önüne kadar gelmişlerdi. Amaçları şehri işgal ettiklerini ilan etmek için Hükümet Konağına girecekler ve Yunan Bayrağı çekeceklerdi.

Tam o sırada gür bir ses, Rumların ve Ermenilerin kuru gürültüsünü bastırmış, adeta Konak’ta yankılanmıştı…

“Duruuun!”

Bir anda herkes susmuş, ortalık sessizliğe bürünmüştü. O sırada Sessizliği sağlayan ve askerleri durduran genç ortaya çıktı.

Genç bir adamdı… Aydınlık yüzlü, bu genç, sözlerini bağırarak şöyle sürdürdü:

Böyle ellerinizi kollarınızı sallayarak nereye gittiğinizi sanıyorsunuz siz? Bu kadar kolay mı bu şehri işgal etmek? Bu  kadar kolay mı?

Bu genci çok kişi hemen tanımıştı. Hukuk-u Beşer Gazetesi’nin Başyazarı Hasan Tahsin’den başkası değildi…

Hasan Tahsin, elini beline götürdü, tabancasını çıkarttı ve ardı arkasına Yunan birliğinin üzerine ateşledi. Bir anda Yunan askerlerinden bir kaçı yere düşmüştü. Yunan alayı, Ermeniler vez Rumlar çil yavrusu  gibi kaçışıyorlardı. Askerler buldukları yerlerde siper almışlar, Hasan Tahsin’e ateş etmeye başlamışlardı.

Hasan Tahsin sendeliyor, bir taraftan da boşalan tabancısını doldurmaya çalışıyordu. Saklanmamış, hiçbir yere siper almamıştı. Yağmur gibi üzerine gelen kurşunlar onun dayanma gücünü saniyeler içinde bitiriyordu. Tabancası elinden düştü. Ama o, son bir gayretle cebinde taşıdığı el bombasını Yunanlıları’ın bulunduğu alana fırlatmayı başyarmıştı. Kulakları sağır eden bir patlama oldu.  Ardından kurşun yağmuru yine başladı. Hasan Tahsin yere düşmüştü. Bir subayın işareti ile namlular sustu… Ama kimse Hasan Tahsin’e doğru gidemiyordu. Bir süre beklediler… Ölmüş müydü acaba? endişesi vardı belli ki…

Bir subay emirler yağdırdı… Askerler, yavaş ve tedbirli olarak yerde yatan gence doğru yürüdüler… Biri bağırdı; “Ölmüş”  Sonra iki üç asker yerde yatan gencin üzerine birkaç kurşun daha sıktılar…  Yetmedi, süngülerle onu delik deşik ettiler.

İşgale ilk kurşunu sıkan gazeteci Hasan Tahsin’in şehit edilmesi bir başlangıçtı. Yunanlılar, acımasız ve vahşi cinayetleri ile savaş literatürlerine yeni bir boyut getireceklerdi.  Çoluk, çocuk; kadın, erkek, yaşlı genç demeden öldürecekler, evleri basacaklar, yarmalayacaklar, kadınlara, kızlara tecavüz etmekten çekinmeyeceklerdi. Sokaklarda yürüyen insanlara bile kurşun yağdıran zalimler, kimi zaman kurşunla, kimi zaman süngüleriyle ortalığı kan gölüne çevireceklerdi. Daha işgalin ilk günü 2 bini aşkın ölü vardı. Her mahelleden çığlıklar yükseliyordu.

Diğer taraftan İstanbul Hükümeti, telgraflarla orduya emirler  yağdırıyor ve işgale karşı çıkan, gösteri ve protestoda bulunan Türklerin hemen tutuklanmasını istiyorlardı.  

Yunanlılar, İzmir’in ardından ilçelere yöneldiler… Yenikale, Urla, Seferihisar ve Çeşme öncelikli olarak işgal edildi. Bu arada ilk ciddi direniş Urlalılar tarafından yapıldı. Ve bu topraklarda yapılan ilk direniş, Kurtuluş Savaşının fitilini ateşlemiş ve Anadolu’ya yayılan bir MİLLİ HAREKET OLMUŞTUR…

İşte İzmir böyle işgal edildi…

Ve ilginçtir, Kurtuluş Savaşı burada başlamış ve yine burada Mustafa Kemal ve askerlerinin halkla bütünleşerek İşgalcileri denize dökmesiyle bitmiştir.

Bu gün 9 Eylül 1922 tarihinde Türk’ün kesin zaferiyle sonuçlanan Kurtuluş Savaşı’nın yıldönümü…  Ve tabii, beraberinde bu güzel şehrin kurtuluşunu kutluyoruz…  

Büyük Atatürk’ü ve silah arkadaşlarını rahmet ve minnet ve saygıyla anıyoruz…

Yazar

YORUMLAR

s

En az 10 karakter gerekli

Sıradaki haber:

CEMİL TUGAY AK PARTİ’DE

HIZLI YORUM YAP

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.