44,9322$% 0.01
52,6844€% 0.19
60,8377£% 0.25
6.817,71%-0,39
4.708,79%-0,63
14.335,49%-0,28
02:00
AK Parti’nin Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin Hürriyet Gazetesi’nin haberine göre, Eğitim Programında bazı kavramların değiştirileceğini açıklamış. Haberi okuyunca anladığım şu; “Kurtuluş Savaşı” kavramından kurtulmak istiyor!
İyi de, neden? Türkiye’de kurtulunacak başka şey kalmadı da bir bu mu? Bakan demiş ki; “Neyden kurtuluyoruz, ondan önce koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı”
Bunu demese, belki bazıları Kurtuluş Savaşı Kavramı yerine Milli Mücadele kavramını ortaya atmalarını makul karşılayabilir. Ama ben şahsen Bakan’ın “Koskoca Osmanlı İmparatorluğu vardı ondan önce” demesini anlayamadım. Neye karşılar? Anlayamadım… Hele neden Kurtuluş Savaşı kavramını kaldırmak istemelerini hiç anlayamadım.
Yani Kurtuluş Savaşını unutalım mı?
Sayın Bakan’ın söylediği gibi, “Koskoca bir Osmanlı İmparatorluğu var mıydı?”
Yoksa o koskoca dedikleri imparatorluğun son padişahı Vahdettin, İngilizler’e sığınıp onların himayesinde İNGİLİZ MALAYA Zırhlısı ile kaçmamış mıydı?
Tarihi gerçekleri, eğip bükmek, yok saymak veya gerçek olmayan ama gerçek gibi gösterilen olaylarla süslemek, geçmişte yaşananları değiştirmez! Tarihi değiştirmek “yok saymak” ile mümkün değildir. Mümkün olmayanı mümkün kılmak ise HİÇ mümkün değildir…
Tarihi gerçekleri şöyle bir sıralayalım.
Dünya Savaşı’nın sonunda Osmanlı ağır bir yenilgi almıştı… Emperyalist ülkelerin tamamen kıskacındaki Osmanlı, kapitülasyonlar, Düyun-ı Umumiye (Ödenemeyen dış borçları denetleyen ve yabancı devletler tarafından kurulan borç idaresi) baskısı ile ortada yenmeyi bekleyen koca bir pasta gibi kalakalmıştı. Ve etrafında iştahlı, hemen yemeye başlamaya hazır devletler topluluğu vardı.
Mondros Ateşkes antlaşması imzalanmış, Osmanlı ordusu, silahlarını, cephaneliklerini, subayların belindeki tabancaları dahi DIŞ GÜÇLERE TESLİM ETMİŞLERDİ. Limanlara, köprülere, tersanelere el konmuştu.
Atatürk Nutuk’ta , 1919 yılında Samsun’a çıktığı günlerde Osmanlı’nın durumunu şöyle anlatıyor:
“Gerçekte, içinde bulunduğumuz o tarihte, Osmanlı Devleti’nin temelleri çökmüş, ömrü tamamlanmıştı. Osmanlı toprakları tamamen parçalanmıştı. Ortada bir avuç Türkün barındığı bir ata yurdu kalmıştı. Son mesele, bunun da paylaşımını sağlamaya çalışmaktan ibaretti. Osmanlı Devleti, onun bağımsızlığı, padişah, halife, hükümet, bunların hepsi anlamı kalmamış birtakım boş sözlerden ibaretti.”
Acaba Atatürk doğruyu mu yazmış Nutuk kitabında?
Bakalım:
Dünya savaşının ardından İngilizler, Fransızlar, İtalyanlar Musul’u, İskenderun’u, Antakya’yı, Urfa’yı, Maraş’ı, Antep’i, Adana’yı, Antalya’yı işgal ettiler.
13 Kasım 1918’de 61 parçalık işgal donanması, tek kurşun atmadan elini kolunu sallayarak ÇANAKKALE BOĞAZINI GEÇİP İSTANBUL’A GELDİLER… İSTANBUL İŞGAL EDİLDİ… Girişleri çıkışları, boğazı, dahi kontrol etmeye başladılar. Galata Kulesi’ne İngiliz bayrağı çekildi… İstanbul’a giriş ve çıkışlar İngiliz kontrolünde ve vize uygulaması ile yapılıyordu…
15 Mayıs 1919’da…
Yunan Orduları İzmir’e gelip, Pasaport’ta Rumlar, Ermeniler, Yahudiler ve Levantenler tarafından bayraklarla karşılandı. Yunan gemilerinin gelip yanaşmasını göz yaşlarıyla izleyen Türkler de “Zito Venizelos”, (Yunancada Yaşasın Venizelos!) diye bağırmaya zorlandılar. (Eleftherios Kyriakou Venizelos 12 yıl Yunanistan’ın başbakanlığını yaptı. Megali İdea’nın mimarıdır.)
Osmanlı Albayı Süleyman Fethi Bey , “Yaşasın Venizelos” sloganını bağırmayı reddettiği ve “Kato Venizelos” (Venizelos kahrolsun) diye karşılık verdiği için 22 süngü darbesiyle şehit edildi.
Yunanlı, Ankara ve Polatlıya kadar işgallerini sürdürdü… 3 bine yakın çoluk çocuk Türk öldürüldü. Peki Osmanlı neredeydi?
Osmanlı’nın padişahı Vahdettin neredeydi?
Söyleyelim… Yıldız Sarayın’da İngilizlerle işbirliği içindeydi. Ordularının işgalcilere karşı direnmemesi için buyruklar veriyordu. Damat Ferit ile kaçışını planlıyordu.En sonunda 16 Kasım 1922’de İşgal Orduları Komutanı Harrington’a aşağıdaki mektubu yazdı:
“Dersaadet (İstanbul) İşgal Orduları Başkomutanı General Harrington Cenaplarına
Efendim;
İstanbul’da hayatımı tehlikede gördüğümden İngiltere devleti fahimesine iltica ve bian evvel İstanbul’dan mahail-i ahara naklimi (başka bir yere götürülmemi) talep ederim.
16 Teşrin-i Sani (Kasım) 1922
Müslümanların Halifesi Mehmet Vahideddin…
17 Kasım sabahına kadar, Yıldız Sarayı’nın Şale Köşkün’de sabahladı ve maiyeti ile birlikte sabahın erken saatlerinde İngilizler tarafından alınıp, Malaya Gemisi ile İstanbul’dan kaçırıldı.
“Neyden Kurtulduk?” diyor Bakan…
İngilizlerle işbirliği içinde olan ve sonunda hem de ülkemizin her köşesi işgal altındayken işgalci güçlere sığınıp onların gemisi ile kaçan halkı her zaman “Kul” olarak gören Saray yönetiminden kurtulduk. Emperyalist güçlerin işgalinden kurtulduk. Sevrden ve sonrasında Mondros rezaletinden kurtulduk.
İşte bunun için Atatürk 10. Yıl nutkunda bu savaşa Kurtuluş Savaşı dedi.
Şimdi Bakan diyor ki; “Ondan önce koskocaman Osmanlı İmparatorluğu vardı”
Hayır yoktu!
Kurtuluş Savaşı kavramından kurtulmak da nereden çıktı?
Gayri mümkünü mümkün kılmak ise mümkün değildir… (Merhum Demirel’in sözü)
FIRAT GÜL YAZIMIZI ANLAMAMIŞ, ANLATALIM!
1
URLA’DA İŞGALLER VE HURDALAR KALDIRILIYOR! GÜVENLİ VE GENİŞ YOLLAR…
2
Siz Nasıl Esnafsınız! Şu Esnaf Odası’nın yöneticilerinin yaptığına bakın!
3
ABD Kongresinden Filistin-İsrail meselesinde ‘iki devletli çözüme’ destek
4
BAKIN FIRAT GÜL’Ü ŞİMDİ KORUYAN SOYSUZ PLATFORM NELER YAZMIŞ?
5
GÜZELBAHÇE’NİN YENİ BAŞKANINI NEDEN MUSTAFA GÜNAY SEÇİYOR?
Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.